Arıkbaşı Adige (Çerkes) Köyü

Maykop Gezisi Resimler 1

Posted in Genel Adige Resimler by arikbasi on 10/11/2009
RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

Onur Öymen Kocaeli’de “Kafkasya Politikaları” konulu konferans verecek

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 10/11/2009

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen 15 Kasım 2009 Pazar günü “Kafkasya Politikaları” konulu bir konferans verecektir.

Kocaeli Kafkas Kültür Derneğimizin organizasyonu ile WES Otel konferans salonunda gerçekleştirilecek olan konferans saat 18.00′de başlayacaktır.

Tüm üye ve hemşerilerimizin katılımını bekleriz.

İrtibat: Kocaeli Kafkas Kültür Derneği  (0262) 324 35 80

www.kocaelikafkas.com

 

Çerkesler demokratik açılıma ses veriyor

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 09/11/2009

İstanbul/Ajans Kafkas - Hükümetin Kürt sorununa indirgenen demokratik açılım planları karşısında Çerkesler “Biz de varız” diye sesini yükseltti. Farklı çevrelerden Çerkesler, ‘demokratik yeniden yapılanma sürecinin sadece belirli bir etnik grubun siyasi ve kültürel hakları konusuna indirgeyen algıdan kurtarılması için’ tüm Çerkeslere sürece katılım çağrısı yaptı.

‘Demokratik Yeniden Yapılanma’ya evet, ayrıcalık ve halklar hiyerarşisine hayır diyoruz. Yok sayarak var olunamaz! Özgür ve demokratik bir toplum için Çerkesler hazırdır!” sloganıyla yola çıkan Demokrasi İçin Çerkes Girişimi, inisiyatif grubu ortak bir bildiri yayımlayarak “Bu sürecin ülke ve toplum lehine sonuçlanması için çalışmak, tüm toplum kesimleriyle birlikte elbette ki biz Çerkeslerin de görevidir” dedi. Türkiye’de yaşayan Çerkes toplumunun taleplerinin sivil bir istişare mekanizmasıyla ortaya konulup demokratik açılım sürecinde karşılık bulması için çalışmayı amaçlayan inisiyatif grubu şu çağrıyı yaptı:

“Tarihimizle yüzleşmek ve kendimizle barışmak için, kendimizi anlatmak ve diğerlerini anlamak için, demokratik yeniden yapılanma sürecinin, sadece belirli bir etnik grubun siyasi ve kültürel hakları konusuna indirgeyen algıdan kurtarılıp, tutarlı argumanları ile olması gereken boyutuna çekilmesi için, süreci adeta bir mevzi kazanma veya kaybetmeme savaşına dönüştürmeden, ülkemiz ve halkımız için bir yenilenme ve yeniden yapılanma fırsatı yaratmak için, çocuklarımıza, kendilerini daha güvende hissedecekleri, daha mutlu yaşayabilecekleri ve sömürünün, çatışmanın, güvensizliğin değil ikramın, barışın, eşitliğin, sevginin egemen olduğu bir ülke ve bir dünya bırakmak için, süreçten kapabileceklerimizi değil sürece katabileceklerimizi konuşmak ve aramak için, biz aşağıda imzası bulunan farklı dünya görüşlerine sahip Çerkesler, yüzlerce yıllık geçmişinde farklı etnik yapılarla iç içe yaşaması sebebiyle kimliklere saygıyı içselleştiren, çok farklı inançların harmanlandığı coğrafyası sebebiyle inanç ve ifade özgürlüğünden yana olan tavrını kolektif hafızasına kodlamış olan, bireysel özgürlüğü yaşamının önemli şartı sayarak, tercih hakkına saygıyı kültürünün en önemli ögesi haline getiren Çerkesleri ve tüm örgütlü yapılarımızı, duyarlı fertleriyle Demokratik Yeniden Yapılanma sürecine daha aktif katkı yapmak üzere ‘Biz de varız’ demeye davet ediyoruz.”  

 

Sözcülüğünü, Yalçın Karadaş ve Hulusi Üstün’ün üstlendiği Demokrasi İçin Çerkes Girişimi’nde şu isimler yer aldı:  Erkan Dinçer (Avukat), Yaşar Güven (Gemi Mühendisi), Yalçın Karadaş (Mimar-Yazar), Erol Karayel (Yazar), Rahmi Deniz Özbay (Akademisyen), Yılmaz Tok (Sanayici), Hulusi Üstün (Avukat-Yazar), Şahin Arıkan ( Satış Temsilcisi ), Feridun Büyükyıldız (Kütüphaneci-Yazar), Atay Ceyişakar (Sanayici),   Metin Sönmez (Müzikolog), Mehmet Sait Kanbolat (Tıp Doktoru), Aliye Gümüş (Gazeteci), Burak Öztaş (Avukat), Ömer Demircan (Öğrenci), Oğuz Berk (Yayıncı), Sezai Babakuş (Gazeteci), Osman Ömür (Tüccar), Özlem Çelik (Öğrenci), Anıt Baba (Avukat), Önder Sezgin (Elektrik Teknisyeni), Ali Oğuz (Tekniker), Hayri Ersoy (İnşaat Mühendisi-Yazar), Bekir Ashuba ( Tampografist-Grafiker), İsa Tuncer (Turizmci- İşadamı), Sencer Busun (Makine Yük. Mühendisi), Şamil Canbek (Yönetici), Kadriye Bozkurt (İnsan Kaynakları Yöneticisi), Turabi Saltık (Araştırmacı-Yazar), Betül Cetgin (Uluslar arası İlişkiler ), Cengiz Gül (Ekonomist-İşadamı), Sezai Kılıçtaş (Mimar), Azmi Berberoğlu (Ekonomist), Abrek Önlü (Danışman), Murat Papşu (Çevirmen), Eyüp Baloğlu (Eğitimci), Fahri Huvaj (Avukat-Eğitimci), Kamuran Kozan (Öğretmen), Cansu Denef Oktay (Sosyolog), Cengiz Macun (Gemi Mühendisi), Kuban Kural (Öğrenci), M.Emin Beştoy (Mühendis), Erdoğan Yılmaz (Mimar), Özgür Özgür (Teknik Ressam), Gül Yılmaz (Antropolog-Düzeltmen), Çetin Coşkuner ( Muhasebeci ), Murat Bolat (Öğrenci), Emrah Baygın (İşçi), Merve Bolat (Öğrenci), Hilal Erken (Öğrenci), Hüseyin Tok (Öğrenci), Hava Karadaş (Avukat), Sadrettin Karadaş (Emekli), Korkmaz Karadaş (Emekli), Şaban Karadaş (Terzi), Aydın Karadaş (Tezgahtar), Nurcan Ersoy (Emekli ), Hayrettin Cihat Güler (Muhasebeci), Niyazi Kuday (Ekonomist), A.Seda Berzeg (İşletmeci), Murat Bingöl (Sosyolog), Orhan Yılmaz(Noter başkatibi), Orhan Doğbay (Eğitimci), Eyüp Tuncer (Güvenlikçi), Filiz Çelik (Bilişim-Serbest), Remzi Yıldırım (Mali Müşavir), Aydan Çelik (Çizer-Yazar), Polat Doğan (Muhasebeci), Ahmet Özel (Ressam), Cihan İşbaşı (Tasarımcı ), Sinemyis İşbaşı ( Halkla İlişkiler ), İbrahim Tezcan (Yönetici ), Hayrettin Aydın ( Emekli ), İsmail Tunçbilek (gazeteci), Mehdi Nüzhet Çetinbaş (Eğitimci), Şakir Şahin (Reklamcı), Ergün Utku (Ziraat Mühendisi).

http://www.ajanskafkas.com/haber,22941,cerkesler_demokratik_acilima_ses_veriyor.htm

Şununla etiketlendi:, , ,

Guğe Tiyatro grubu Adıge-Abhaz Tiyatro Festivali’ne katılmak üzere Maykop’a gidiyor…

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 09/11/2009

Bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Adıge-Abhaz Tiyatro Festivali 18 – 22 Kasım 2009 tarihlerinde  Maykop’ta düzenlenecek. Uzunyayla  Kültür ve Dayanışma Derneği Guğe Tiyatro Grubu, Maykop Kültür Bakanlığının davetlisi olarak bu festivale katılıyor. Grup festivalde, Utıj Boris’in yazdığı, İlkay Karaduman’ın yönettiği  “Jemığo Amerikem” adlı tiyatro oyununu  sahneleyecek. Ayrıca, Guğe Tiyatro Grubunun diğer oyunu olan Psinşere psale (tekerleme) oyunu, tiyatro festivalinin açılış seremonisinde  yer alacak.

Şununla etiketlendi:, , ,

Dogum: Peri Su NOMAK

Posted in Köyden Haberler by arikbasi on 08/11/2009

Gülşah – Sena NOMAK çiftinin Peri Su isimini verdikleri kızları olmuştur. Peri Su ya saglıklı, mutlu ve huzurlu bir yaşam diliyor, Ana babasını tebrik ediyoruz… Allah uzun ömürler versin…

 

Şununla etiketlendi:, , ,

Dogum : Melis ÖZEK

Posted in Köyden Haberler by arikbasi on 07/11/2009

06 Kasım da , Koray – Duygu ÖZEK çiftinin ”Melis” isimini verdikleri bir kızları olmuştur…

Koray ve Duygu yu Tebrik eder, Melis’e mutlu , saglıklı, huzurlu bir yaşam dileriz… Allah analı – babalı büyütüsün….

Şununla etiketlendi:, , ,

KB’de üç Adıge örgütünden toprak yasasına tepki

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 07/11/2009

 

31 Ekim 2009 tarihinde Kabardey-Balkar Cumhuriyeti (KBC) Parlamentosu, KBC’nin Parlamento bünyesindeki mutabakat komisyonuna dahil olan Adığe toplum örgütleriyle anlaşmasını ihlal ederek “Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde bulunan belediyelerin statüsü ve sınırları hakkındaki yasada değişiklik yapılmasını” öngören yasa tasarısını acilen kabul etti.

Bunun sonucunda 100 bin hektardan fazla toprak Verhni Çegem, Babugent, Bezengi, Verhnyaya Balkariya ve Verhni Baksan adlı Balkar yerleşimlerine devredilecek. İlk okumaları Kasım 2008’de yapılan bu yasa tasarıları büyük bir toplumsal-siyasi gerginlik yaratmış ve halkta hoşnutsuzluğa yol açmıştı. Aralık 2008’de Adığe toplum örgütlerinin düzenlediği kitlesel protestolar nedeniyle bu yasa tasarılarının görüşülmesi durdurulmuştu. Uzlaşma arayışları için KBC Parlamentosu bünyesinde bir mutabakat komisyonu kurulmuştu. 

 29 Ekim 2009’da yapılan mutabakat komisyonunun olağan oturumunda, Adığe toplumunun düşüncesinin aksine, Balkar toplum örgütlerinin ve KBC iktidarı temsilcilerinin gizlice anlaşması yoluyla söz konusu yasa tasarıları, mutabakat komisyonu adına KBC Parlamentosuna gönderildi ve geçirildi. 

Devlet başkanının KBC Parlamentosu’ndaki temsilcisi Z.K. Kaşirokov’un yıkıcı faaliyetleri de bu durumun ortaya çıkmasında etkili oldu. Kaşirokov’un 2005 yılından beri yaptıkları sonucunda süreç emin adımlarla KBC’nin  parçalanması ve Kafkasya’da istikrarın bozulması yönünde ilerliyor. 

Belirtmek gerekir ki, 131 №’lu federal yasa açıkça “mera hayvancılığı yapılan toprakların bölünemeyeceğini ve herhangi bir belediyenin topraklarına dahil edilemeyeceğini”  öngörüyor. Ancak 2005 yılından beri KBC iktidar makamları, Z. Kaşirokov’un da aktif katılımıyla, mera hayvancılığı yasası hazırlamak yerine köyler arasındaki topraklarla ilgili açıkça yasa dışı bir uygulamaya başvurdular.  Balkar toplumunun temsilcileri iktidarın bu vahim hatasından yararlanarak Elbrus, Çerek ve Çegem rayonlarının köyleri arasındaki toprakların büyük kısmının (243 bin hektar) Balkar yerleşimlerine verilmesini sağladılar. Böylelikle tarihi olarak cumhuriyetin bütün köylerine ait olan meraları aldılar. Fakat bu da onlara az geldi. Köyler arasındaki toprakların ilgasıyla Balkar toplumu kalan toprakların da (126 bin hektar) Balkar belediyelerinin sınırlarına dahil edilmesini talep etti. Adığe toplumunun infialine rağmen bu yasa tasarıları KBC Parlamentosu tarafından Aralık 2008’deki ilk okumada kabul edildi. 

Bugün bu yasa tasarıları, aldatma ve siyasi şantaj metotları kullanılarak KBC Parlamentosu tarafından ikinci okumada geçirildi. Sonuç itibarıyla Adığe köyleri Çerek, Çegem ve Elbrus rayonlarındaki tarihi olarak onlara ait olan dağlık meralardan mahrum kaldılar. 40 bin kişilik kırsal Balkar nüfusuna (KBC nüfusunun % 4,5’i) şimdi 430 bin hektar civarında (cumhuriyet topraklarının % 34’ü) toprak düşüyor. Böylece her Balkara bir Adığeden 10 kat fazla toprak düşmüş oluyor. Buna bağlı olarak: 

1. KBC Parlamentosu tarafından kabul edilen kararları şiddetle protesto ediyoruz.

2. Radikal Balkar örgütlerinin şantajına bir kez daha boyun eğen KBC iktidarına yaptıklarından dolayı son derece öfkeliyiz.

 3. İktidarın yaptığını KBC halklarının çıkarlarına ihanet olarak değerlendiriyoruz.

 4. Z.K. Kaşirokov’un ve ortaya çıkan durumdan sorumlu bütün şahısların derhal istifa etmesini talep ediyoruz.

 5. 2005 yılından itibaren kabul edilmiş bütün toprak yasalarının ve onlara ilişkin değişikliklerin iptal edilmesini, derhal КВО (?) statüsüne dönülmesini ve gerçekleştirilen toprak reformunun tümden gözden geçirilmesini talep ediyoruz.

 6. Çerek, Çegem ve Elbrus rayonlarının dağlık meraları da dahil olmak üzere bütün dağlık mera topraklarının özel bir bölge olarak ayrılmasını ve tarihi olarak oluşmuş geleneklere göre yerleşim yerleri arasında yeniden paylaştırılmasını talep ediyoruz.

7. Adığe (Çerkes) halkı olağanüstü kongresinin toplanması gerektiğini ilan ediyoruz.

 * İ.H. Yaganov, Kabardey-Balkar’daki sivil toplum hareketi Hase’nin başkanı. Z.A. Şuhov, Dünya Adıge Kardeşliği başkanı. R.M. Keşev, Çerkes Kongresi başkanı.
 Çeviri: Murat Papşu

http://www.ajanskafkas.com/haber,22904,kbde_uc_adige_orgutunden_toprak_yasasina_tepki.htm

Şununla etiketlendi:, , ,

Kitap Tanıtımı:Tanrının Çorbasını İçmiştik

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 07/11/2009

Yazar Recep Genel’in Çerkesleri anlattığı  kitabı `Tanrının Çorbasını İçmiştik` İthaki Yayınları tarafından yeni yayınlandı.

Kitabın basın tanıtımında şöyle deniliyor:

Çerkesler, Anadolu’daki serüvenlerinin miladı olan 1864 Büyük Çerkes Sürgünü’nde anavatanları Kafkasya’yı terk edip Anadolu’ya yerleştiler.

 Balkanlarda, Çanakkale’de, Sarıkamış’da Yemen’de, Trablusgarp’da ve son olarak Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu insanı ile omuz omuza savaştılar, Cumhuriyeti birlikte kurdular.

Ne olduysa ondan sonra oldu. Okulları, gazeteleri, dernekleri kapatıldı. Dilleri yasaklandı. İsimleri, soy isimleri Türkleştirildi. Bazen “Kafkas Türkleri”, bazen “Moskof Tohumu” oldukları ileri sürüldü.

Gazeteci-yazar Recep Genel’in ikinci romanı “Tanrının Çorbasını İçmiştik” İthaki Yayınevi tarafından yayımlandı.

“Tanrının Çorbasını İçmiştik” adlı ikinci eserinde gazeteci-yazar Recep Genel, 1930’lu yıllarda Kayseri’de başlayıp İstanbul’a uzanan bir öykü ekseninde cumhuriyetin ilk “Türkçe Konuş Vatandaş” kampanyaları ile de desteklenerek sürdürülen asimilasyon politikalarını eleştirirken Çerkeslerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Rumların gözünden genç cumhuriyeti de sorguluyor.

Recep Genel romanda dönemin politik atmosferini resmetmenin yanı sıra fallar, büyüler ve gelenekler kıskacındaki taşrada yaşamın da sağlam bir portresini çiziyor.
Yazar, kitapta yer alan İstanbul’dan ayrıldığı andan başlayarak sadece Hattu Aslen’di. Ve Hattu Aslen, İstanbul nedir bilmezdi. İstanbul’u sadece Aslan Güzelyurt görmüştü. Bir bedende iki ruh taşıyordu.

Aslan Güzelyurt ne zaman İstanbul’dan ayrılmak istese, acıya boğulur, öksüzleşirdi ne zaman ki onu taşıyan araç Pazarören’den çıkıp Pınarbaşı’na doğru yol alsa, Hattu Aslen’in içini özlem basar, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi olur ve kapılarının önüne ulaşıncaya kadar yerlerini ezbere bildiği her değirmenin, her iğdenin, her söğüdün izini sürerdi. Yine Uzunyayla’daydı. Ve her ne kadar kendisini buraya ait hissetmese de burada Hattu Aslen olmak, o kabul etsin ya da etmesin Aslan Güzelyurt olmaktan daha iyiydi” sözleri ile Türkiye’de azınlık olmanın çarpıcı bir tarifini yapıyor.

Recep Genel kimdir?

1968 Kayseri-Pınarbaşı doğumlu yazar, İstanbul Üniversitesi Iletişim Fakültesi mezunu. 1992′de politik nedenlerle bir yıl cezaevinde kaldı. 1993 yılında Gençliğin Sesi Dergisi Yayın Yönetmeni olarak gazeteciliğe başlayan Recep Genel, çeşitli yayın organlarında yayın yönetmeni, yazıişleri müdürü, editör olarak görev aldı. İmzalı, imzasız çok sayıda haberi, makalesi yayımlanan yazar halen gazeteciliğe devam ediyor.

2008’de yayımlanan “Bilmiyorumkadın” (Scala Yayınları) ile okurların ve edebiyat çevrelerinin dikkatini çekti.

Yazar, Bilmiyorumkadın’da 90′lı yıllarda yaşanan politik karmaşanın, çatışmaların orta yerinde kendi açmazlarını, geçmişten gelen acılarını bir girdap gibi yanında taşıyan insanların hayata tutunma mücadelesini Behiye ve Talat’ın ‘olmaz’, ‘onmaz’ aşklarını olayların merkezine koyarak anlatıyordu. `

Tanrının Çorbasını İçmiştik kitapçılarda okurlarını bekliyor.

Biz Çerkeslerin salt günlük politika, dernek faailiyetleri  ile kendimizi  dış dünyaya anlatmamızın imkansız  olduğunu düşündüğümden Recep Genel’in  kitabına sevindim.

Edebiyat toplumları  dönüştürmeye belki tek başına muktedir değildir ama  toplumsal hayatın biçimlenmesinde ve değişiminde büyük rol oynayan insanları birbirine yakınlaştıran  bir birikim aracıdır.

Keşke Türkiye’de şimdiye kadar takip edilen yanlış devlet politikalarından yıllarca önce vazgeçilmiş olunsaydı da  buna benzer kitaplar Çerkesçe de yazılabilmiş ve   sayıları  bugün binleri  bulmuş olsaydı. Türkiye’deki halklar olarak karşı karşıya geldiğimizde bizi birbirimize bağlayan insani bağların diliyle konuşabilsek, birbirimize farklı dillerden yazdığımız roman, hikâye ve şiirleri yüksek sesle okuyabilseydik.

Recep Genel’i kitabından dolayı kutluyor, her türlü politik ifade tarzının üstünde bir yerde durmaya çalışan bir bağımsız alan olan edebiyatta  anadili Çerkesceyle de eserler vermesini diliyorum.

http://www.kafkasfederasyonu.org/kitap/tanrinin_corbasi.htm

Şununla etiketlendi:, , ,

Kafkasya’da ve Kafkasya Dışındaki Çerkesler

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 25/10/2009

Natho Kadir yaşayan Kafkasya kökenli entellektüellerin en önde gelen figürlerinden biri olup bu sıfata sahip olması da aslında onun hayat serüveni ile birebir alakalıdır. Sovyet döneminde Kafkasya’da doğan ve daha 16 yaşında iken II. Dünya Harbi’nde Kafkasya’nın kurtuluşunu görmek için mücadele eden sonrasında hayatın kendisini savurduğu Avrupa topraklarında 10 seneyi aşkın zaman geçiren ve nihayetinde de Yeni Dünya’ya göç ederek vatanı için mücadelesine başka bir boyutta kaldığı yerden orada devam eden abidevî şahsiyetlerden biridir Natho Kadir.

Modern dünya tarihinin en çetrefilli döne-mine tanık olup bu dönemde dünyanın birçok coğrafyasında bulunan ve oralarda daha geniş bir dünya görüşünü kazanmakla beraber muhtelif lisanlar öğrenen Natho Kadir’in bütün bu hayat birikimini kült eseri olan ‘Çerkesler”de görmek mümkün.

Eser, Çerkes tarihini ve kültürünü mitolojiden alıp günümüze kadar getiren hacimli bir icmal. Bu şekilde esasen var olan muhtelif dillerdeki eserlerin incelenmesi ve yorumlanması üzerine kurulmuş oluyor. Gayet düzgün tercüme edilen eserin mütercimi ise Ömer Aytek Kurmel. Kitabın orijinal belgelerin yoğunlukta olduğu katı akademik kurallar ile basit şekilde kaleme alınan kitapların tam ortasında yer aldığını söyleyebiliriz. Şahıs ve yer isimlerinin bulunduğu bir indeks kitaba eklenmiş olsa idi daha şık olurdu. Kitap; Çerkesler, Eski Çerkes Tarihi, Ortaçağ Çerkesya Tarihi, Çerkes Memluklarının İkinci Kez İktidara Yükselişi, Rus-Çerkes Savaşı, Çerkes Halkına Uygulanan Soykırım, Anavatandaki Çerkesler, Çerkes Diasporası ve Günümüzde Çerkesler şeklinde bölümlere ayrılıyor.

Katkının en orijinal olduğu kısımlardan birisi yazarın bizatihi içinde bulunduğu A.B.D.’deki Çerkes diasporası. Eski Göçler, İkinci Dünya Savaşı Göçleri ve Diğer Diasporalardan gelen göçler şeklinde alt başlıklara ayrılan bu bölümde yazar, Çerkes muhacirlerin aile hikâyeleri ile “yurtsuzlar” (DP [Displaced Persons]) ın başlarından geçen olayları ve sonrasında da Türkiye, İsrail, Ürdün, Suriye gibi diasporalardan gelenlerle beraber New Jersey etrafında gelişen örgütlenmeleri ve burada teşekkül eden yapıda insanların Kafkasya sorunlarına kafa yormaları hakkında eşsiz malumat veriyor.

Bütün bunlardan sonra kıymetli Natho Kadir’in neden hayatını kaleme almadığını merak ediyor insan. Çerkes yazınında biyografi veya otobiyografi alanı henüz emekleme aşamasında. Fakat Kafkasya üzerine kafa yoran insanların örgütlenmeler yanında aslında külliyetli bir kısmının bireysel çabalarla var olması bu alanlara daha fazla ilgi duyulmasını gerektiriyor.

Temennimiz kendisine uzun ömürler dilediğimiz anıt insanlarımızdan biri olan Natho Kadir’in bundan sonraki çalışmasının bu yönde olması.

(Nart Dergisi 67.sayı)

http://www.kafkasfederasyonu.org/kitap/cerkesler_nkadir.htm

Şununla etiketlendi:, , ,

Adige Xabze kitap oldu!

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 25/10/2009

 

ADIGE XABZE

“Adıge Etiği ve Etiketi”

Rahmi TUNA (TUMA)

As Yayınları

Bölümler:

-Kavramların Açıklanması

-Adıgelerin Etnik Yapısı

-Adıgelerde;

-Devlet

-Aile

-Evlenme

-Aile İçi İlişkiler

-Mülkiyet, Ticaret ve Sosyal İlişkiler

-İnsan İlişkileri

Şununla etiketlendi:, , , ,

KAF DAĞININ SÖYLENCELERİ

Posted in Adige Kültürü Khabze by arikbasi on 25/10/2009

Başta eski Anadolu uygarlıkları olmak üzere bütün Ortadoğu söylencelerinde ve Eski Yunan’da bir mitoloji ve masal motifidir Kafkasya. Sümerlerin Gılgameş ve Tufan efsaneleri bu dağlardan bahseder, Yunanlılar’ın Herkül’ü var olduğu söylenen altın posta ulaşmak için bu dağlara gelir, Promete günahına karşılık bu dağlara çivilenir. Bazı eski tefsirciler Kur’an’da Kehf Suresi’nde anlatılan Zülkarneyn (Büyük İskender) kıssasında bahsi geçen demir dağın Kafkas Dağları olduğunu yazar. Dolayısıyla Kafkasya eski uygarlık merkezleriyle her zaman ilişkisi olan bir coğrafyadır ve birçok yönden eski dünya kültürlerini etkilemiştir.
       Tüm eski dünya mitolojilerinde ulaşılması son derece güç bir yerde büyülü bir dağ, o dağın ardında da büyülü bir diyardan bahsedilir. Şark mitolojisi u dağın adını
koymuştur. Kaf Dağı… Fars mitolojisinde Kuh-i Kaf olarak geçen bu dağ, masal kahramanlarını bekleyen bir sürü zorlu engelin ardında duran esrarlı, albenili bir diyardadır. Masalların diyarı burasıdır, periler padişahı burada yaşar, benzersiz güzellikte prensesler kendilerine âşık olan masal kahramanlarını burada ağır sınavlara tabi tutarlar. Bu dağa ulaşmak isteyenler ejderhalarla boğuşmak, labirentleri geçmek ve devleri yenmek zorundadır. Tek gözlü devlerin beklediği hazineler ve benzeri hiçbir yerde bulunmayan Zümrüdü Anka kuşu bu dağın ardındaki bir bahçede gizlenir.
     Kaf Dağı’nın bu derece zorlu anlatılmasının nedeni belki de tarih boyunca bu bölgeyi istila etmek isteyenlerin uğradığı yenilgiler ve karşılaştığı zorlukların halk tarafından unutulmamış olmasıdır. Zira Kafkasya komşusu olduğu uygarlık  alanlarının fiili istilalarına uğramış olmakla birlikte hiçbir zaman yerleşip kaldığı bir fetih bölgesi olmamıştır. Ne Grek Yarımadası’na kadar ilerleyen Pers Kralı Kirus, ne de Keşmir’e kadar bütün eski dünyayı kasıp kavuran Büyük İskender Kafkasya’da hâkimiyet kuramamıştır. Bu yüzden halkın hafızası bu ülkeyi ulaşılması imkansız bir zorluklar ülkesi olarak tanımlamıştır.
     Kaf Dağı’nda bulunduğu söylenen Zümrüdü Anka kuşu da bir başka masal motifidir. Zümrüdü Anka, Beydeba’nın Kelile ve Dimne’sinden, Feridüttin Attar’ın  Mantıküttayr’ına kadar şarkın büyük klasiklerinde yer alan bir motiftir ve  doğal olarak halk hikâyelerini ve masalları da etkilemiştir. Tarih biliminin kayıt bulamadığı çağlardan bu yana büyülü bir kuş olarak Hüdhüd, Zümrüdüanka, Simurg, Semender adıyla yer alan bu motif Kafkas öylencelerinde de yer alır. Özellikle Dağıstan Masalları’nda, halk hikâyelerinde kanatları mücevherden, uçuşu  rüzgardan hızlı, kendi kendini yakıp sonra külleri arasından çırpınıp uçan bir kuş olarak tasvir edilir.
     Bütün  Kafkas halkları insan soyundan önce dünyada yaşayan iri cüsseli fakat aklı kıt varlıklara dair söylenceler  anlatırlar. Bu motif Eski Ahit’te bahsi geçen Nefiller’i akla getirmektedir. Tevrat’a göre Nefiller insan soyundan önce yeryüzünde yaşayan insana benzeyen iri cüsseli yaratıklardır. Avrupa masallarında da sıkça karşılaşılan devler, çoğu zaman kötü niyetli, zalim tiplerdir ve sonunda masal kahramanları tarafından yenilirler. Kuzey Kafkasyalılar’ın ortak mitolojisi olan Nart Efsaneleri’nde de kahramanlar devleri yenilgiye uğratırlar. Dede Korkut Masalları’nda bahsi geçen Tepegöz tipiyle, Yunan söylencelerinde rastladığımız Kikloplarla, Kafkas destanlarında rastladığımız Yınij aynı motiftir.
     Şark Masalları’nda karşımıza çıkan bir başka motif de meyveleri altından olan bir ağaçtır. Masallarda bu ağaç ulaşılması çok zor olan bir diyarda bulunur, bir  ya da üç meyve verir. Masal kahramanları bu ağacın meyvesine ulaşmak için zorlu yolculuklar yapar, bir çok engeli aşar ve sonuçta meyvenin sihirli  güçlerine sahip olur. Bu motif, Kuzey Kafkas Destanları’nda meyveleri mücevherden bir ağaç olarak karşımıza çıkar. Altın ağacı konu eden masal (Hadağatl Asker’in Nart Destanları derlemesinden ) şark masallarının motiflerini taşımaması yönünden ilginçtir. Evliya Çelebi Çerkezistan’a yaptığı seyahatte halkın büyük saygı gösterdiği, altında pagan tapınmalar ve törenler gerçekleştirdiği ulu ağacı görmüştür. Onun aktardığına göre onlarca insanın çevreleyemeyeceği ölçüde büyük olan bu ağacın dallarında pagan totemleri ve süsler bulunmaktadır. Günümüzde bile Abhazya’da, Osetya’da büyük ağaçlara dinsel bir anlam yüklenmektedir.
     Aynı masal değişik kültürlerde, değişik dillerle anlatılabilir, bazı değişiklikler içerse de masallarda aynı tema çok sık  karşımıza çıkar. Bununla birlikte Kuzey Kafkasya Masalları’nın ve mitolojik öykülerinin ayırt edici özelliğinin, mantığında gizli olduğunu görebiliriz. Çerkes masalları Şark Masalları gibi büyüler içermez. Mahrem bazı konular, Kafkasyalılar’ın ayıp anlayışını zorlayan olaylar masal anlatısı olmaz. Bu noktada Yunan Mitolojisi’nin içerdiği bir çok müstehcen konuya Kuzey Kafkas Masalları’nda rastlamak mümkün değildir. Ayrıca bir diğer büyük fark, anlatının giriş gelişme sonuç düzeneğinde gitmeyip bazen sürpriz sonuçlarla bitip dinleyiciyi şaşırtmasındadır. İçerdiği konular ve motifler de her ne kadar dünya masallarının ve mitolojilerinin ortak konu ve motifleri olsa da bu konuların hem işlenişi hem sıralanışı Kuzey Kafkas sözlü kültüründe ayrı bir tarzda karşımıza çıkar.
     Kuzey Kafkasya halkları, özellikle de Çeçen, İnguş ve Dağıstanlılar arasında anlatılagelen dinsel söylenceler de enteresan bilgiler içermektedir. Binlerce yıllık yaşam serüveninden izler içeren bu söylenceler, çocukların kişiliğini geliştiren masallar ve geleceğe dair büyüklerden işitilen esrarlı, efsunlu çıkarımlar Kafkas insanının yapısını ve hayat algısını şekillendiren unsurlardır. Gündelik yaşama efsanelerin bu kadar etki ettiği bir başka coğrafyaya dünyanın uygar bir başka bölgesinde rastlamak pek mümkün değildir. Örf adet uygulamalarında, sosyal yaşamın her alanında olduğu gibi Kuzey Kafkasya’da yaşanan savaşlarda atalardan dinlenilen efsanelerin, masalların rolü çok büyüktür. Uygar dünya, Çeçen halkının küçücük nüfusuna rağmen dünyanın en büyük nüfusuna ve en gelişmiş silahlarına sahip Rusya’ya karşı verdiği savaşın mantığını sorgularken bu gerçeği de Kafkas halklarının tüm değerleri gibi gözden kaçırmıştır.
     Kafkas Savaş Tarihi’ne ilişkin geçmişte olup bitenler hakkında anlatılan efsaneler kadar geleceğe yönelik de bir sürü kehanet içeren kurgular nakledilmiştir. Biraz da mutasavvıfların düşünceleridir bunlar. Evet Kafkasya İslam tasavvufunun çıkış bölgelerinden birisidir, hatta Türk tasavvuf geleneğinin Buhara mı, yoksa Dağıstan merkezli mi olduğu bile tartışma götürür bir konudur. Buna rağmen bu ekol içerisinde de gaybe, yani bilinmeyene ilişkin istihraçlar (geleceğe yönelik çıkarımlar) önemli bir yer tutar.
     Bu çıkarımlardan çoğu Çeçenya’daki Kadiri ekolün önemli isimlerinden olan ve hala Çeçen halkı üzerinde manevi nüfuz sahibi olan Kunta Hacı adlı şeyhe aittir. Kunta Hacı, neredeyse Şeyh Şamil kadar bilinmesi gereken bir isimdir. O, halkın sosyalist dönemdeki baskı ve sürgünlere rağmen benliğini korumuş olmasında baş rol oynayan bir şahıstır.
     İslam Dini’ni Kafkas örfü  ve Kafkasyalı karakteriyle özdeşleştiren ve örfi tasavvuf içtihatları koyan Kunta Hacı, Kadiri ekolünün bu bölgedeki son icazet sahibi önderidir. Şamil ve ondan sonraki Abrekler döneminde halkına Rusların işgaline karşı ulusal kimliğin korunması yoluyla direnmek gerektiğini telkin eden, çevresinde toplanan müridlerini, halkın Ruslarla sıhri akrabalık kurmaması, Rus Ordusu’nda askerlik yapmaması, onların hastanelerine gitmemesi, gizli bir şekilde dinî vecibelerini yerine getirmeleri yönünde vaaz etmek için görevlendiren bu din adamı bu gün Çeçenlerin sahip oldukları demokratik İslam geleneğinin önderlerindendir. Kunta Hacı’ya dair Rus kayıtlarında hapisten kaçtığı ve bir daha bulunamadığı yazarsa da onun öğretilerini uygulayan Çeçenler, Kunta Hacı’nın dünyanın son zamanlarında yeryüzüne inip Çeçen halkını kurtaracağına, Hazreti İsa ile birlikte şer güçlere karşı savaşacağına inanır.
     Yalnız Kunta Hacı değil, kuzey doğu Kafkasya’nın bütün mutasavvıfları devamlı savaş tehlikesi altındaki insanları zor koşullara motive edecek sözler söylemişlerdir. Kuzey Kafkasyalılar’ın savaşı ve ölümü kabullenişlerindeki tevekkülün ardında bu sebep de aranmalıdır. Yine bir mutasavvıf olan ve Bolşevik Devrimi’nin kargaşasından yararlanarak Kuzey Kafkasya’da hükümet ilan eden Avar kökenli Uzun Hacı, Çeçen kökenli bir Nakşibendi olan Yusuf Hacı, Kunta Hacı’nın naipleri olan Audu Vird ve Hamdgeriy adlı şeyhler de halklarına sürüp giden savaşın sonuçlarına dair bir takım haberler vermişlerdir.
     Kunta Hacı’ya ait istihraçları onun  naiplerine ve müridlerine yazdığı mektuplardan öğreniyoruz. Bu mektupların bulunduğu Grozni Kütüphanesi yerle bir edildiği
için asıllarına ulaşma imkanının ne derece mümkün olduğu konusunda bir şey söylemek çok zor. Ona ait keşifler bu ekolün sürdürücüsü olan müridler tarafından hala anlatılmakta ve inanılmaktadır. Buna göre Kunta Hacı yaşadığı yıllarda, yani 1850’lerde süren Kafkas Savaşı’nın son savaş olmadığını, arkadan gelen kuşakların daha zorlu savaşlar yaşayacağını haber vermiş ve Bolşevik İhtilâli’ni öngörmüştür. Hatta bu ihtilâlde Çar ailesinin ortadan kaldırılacağını, Rusların bütün halkları kırmızı bir bayrak altında
toplayacağını ve bu bayrağın altında Müslümanların yetmiş yıl boyunca dinlerini yaşamaktan mahrum edileceğini nakletmiştir.
     Kunta Hacı bu bayrağın önce on altı, daha sonra yedi parçaya bölüneceğini anlatır. Kunta Hacı’nın öngörüsü gerçekleşmiş ve Sovyetler on altı parçaya bölünmüştür. Kunta Hacı söylencelerini bilenler, şu an bağlı bulundukları Rusya Federasyonu’nun da yedi parçaya bölüneceğini büyüklerinden duyduklarını anlatırlar. Bu anlatılara göre Kuzey Kafkasya’da üç büyük savaş olacaktır.İkincisi birincisinin yüz katı şiddette olacaktır, Hasavyurt bölgesinde gerçekleşecek olan üçüncü savaşta ise Çeçen Halkı’nın tüm seçkin erkeklerinin yok olması pahasına Ruslar ve bölgeden bir daha var olmamak üzere kesin olarak ayrılacaklardır. Müridler bugün bile zikir meclislerinde Rusların bir kış günü kar yağışı altında Don Nehri’nin kuzeyine kaçışlarını anlatan Çeçence ilahiler söylemektedirler.
     Kunta Hacı halkına Kafkasya’yı ne bahasına olursa olsun terk etmemeyi öğütler. Ona göre savaş dolayısıyla Avrupa’ya giden insanlar yok olacaktır. Mecbur kalınması durumunda İstanbul ve Şam’a hicret etmeyi tavsiye eder ve millî kimliğin korunmasını ister. Doğum yapacak kadınların Rus doktorlara götürülmemesini, onların ordusunda asker olmamayı, hiçbir şekilde onlarla akrabalık bağı kurmamayı ve onların medeniyetinden mümkün olduğunca kaçınmayı tavsiye eden Kunta Hacı’ya göre Kafkasyalılar için savaşı meşrû kılacak tek gerekçe Kafkasyalı kadınlara el uzatılmasıdır. Bunun dışında hiçbir sebeple yerli halk Ruslarla savaşa girişmemelidir. Çünkü Ruslar ile afkasyalılar arasında güç dengesi yoktur.
     Yine Kunta Hacı’dan aktarılan rivayetlere göre Gürcistan, inançlı insanların yaşadığı bir barış ve huzur ülkesi olacaktır. Şatoy’dan başlayan kırmızı bir yol bütün Gürcistan’ı kat edip Türkiye’ye ulaşacak. İnsanlar uzak diyarlardan gelip bu yolun çevresindeki zenginliği ve güzelliği izleyecektir.
     Kafkasya Sufizmi’nin tanınmış isimlerinden, Mısır’da eğitim alıp bir süre Şeyh Şamil’in naipliği görevini yürüten Yusuf Hacı adlı zata atfedilen rivayetlere göre ise İngilizler (Amerikalılar kastedilmiş olabilir) ve İranlılar savaşacaktır. İkisi de karşılıklı birbirlerinin şehirlerini vuracak ve insanlar ölecektir. Bu savaşın dünyayı şiddetle sarsacağı, insanların çoğunun yer değiştireceği,dünyaya çarpan bir kuyruklu yıldızın Avrupa’da bir şehri yok edeceği, neft ve suyun birbirine karışacağı, kocaman demir araçların çalışamaz hâle geleceği ve insanların su sıkıntısı çekeceği Yusuf Hacı’ya atfedilmektedir.”
     Sosyalist devrimin kaosundan yararlanarak 1917-1920 arası Vedeno’da hükümet kurmuş olan Şeyh Uzun Hacı’nın ölümüne yakın dönemde çevresindeki insanlara zorlu zamanları haber verip top yekun yurtlarını terk etmemeleri için de telkinde bulunduğu rivayet edilir.
     Bu tarz keşiflerden birisi de Derbentli Seyyid Ahmet Hüsamettin El Rukkali adlı şahsın İstihraçname adlı eserinde yer alır. Rukkali Türkçe Kur’an tefsiriyle tanınır ve İstanbul’da Edirnekapı Mezarlığında medfundur. Bu şahsın anılan eserinin “Mir’atüşşuyun vel garaib” adlı bölümünde “Kafkasyalı Müslümanlardan bir şahsın şerefi, Kafkasya’nın en ulu dağından etrafa güneşin şuaı gibi şulenisar olacaktır” ibaresi vardır ve yine sözü geçen bölümde yeryüzüne çarpacak bir kuyruklu yıldızdan, Kafkas halklarının sıkıntılı bir savaş döneminden sonra zafer kazanacaklarından bahsedilir.
     Kafkasya mitler ve masalların gerçekle karıştığı diyardır, orayı anlamak için onların kültüründen gelip onların dedelerinden dinledikleri masalları duymak gerekir. Bugün hâlâ Çeçenya’da özgürlük savaşı veren gençlerin soylu direnişlerini ve verdikleri ölüm kalım savaşının tek umudunu onlara anlatılan kıssalarda, geleneklerinde ve binlerce yıldır yaşam tarzı hâline gelmiş olan onurluluklarında aramak gerekir.

http://www.mostar.com.tr/Detay.aspx?YaziID=20

 

Şununla etiketlendi:, , , ,

Neyzen Nuri Kafe

Posted in Genel Adige Videolar by arikbasi on 19/10/2009

 

 

Adıgey’e iki cami, iki de futbol sahası

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 18/10/2009

Maykop/Ajans Kafkas – Adıgey Cumhuriyeti’nin Tahtamukay bölgesindeki Panahes(Arıkbaşı Köyülülerinin Türkiyeye Gelmeden Önceki Kafkasyadaki  Köyleri) ve Pseytuk köylerinde birer cami ve birer futbol sahası hizmete girdi.  

Gönüllü bağışlar ve devlet yardımlarıyla inşa edilen ibadethane ve tesisler 15 Ekim’de Devlet Başkanı Aslan Thakuşinov’un da katıldığı törenlerle açıldı.

Adıgey devlet başkanlığı basın sekreterliği konuyla “Pseytuk köyündeki cami binası Adıgey milletvekili Azmet Shaliaho’nun yardımıyla yapıldı. Panahes köyündeki cami ise Ürdün diasporasından Adıge Kemal Tuguz tarafından yaptırıldı” bilgisini verdi.

Futbol sahaları için gereken alanı devlet kamu arazisinden tahsis ederken inşa giderlerini yine Shaliaho karşıladı. Thakuşinov iki camiye ses sistemlerinin yanı sıra 100’er bin ruble para, futbol sahalarına da top ve forma hediye etti. Tahtamukay bölgesi son zamanlarda Müslümanlara yönelik güvenlik güçlerinin baskılarıyla gündeme geliyor. Adıge Khase’nin son toplantısında, bölgedeki takiplerin Krasnodar OMON askerleri tarafından yapıldığı belirtilmişti. ÖZ/FT

http://www.ajanskafkas.com/haber,22803,adigeye_iki_cami_iki_de_futbol_sahasi.htm

Şununla etiketlendi:, , ,

Adıgey’de geri dönüşçüler için WEB sitesi

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 18/10/2009

Maykop/Ajans Kafks -Adıgey’de hükümet geri dönüşçüler için yeni internet sitesi açtı. 

http://adygkomnac.ru adresinden girilen internet sitesinde cumhuriyetin Milli İşler, Yurttaşlarla ve Medya ile İlişkiler Komitesi’nin çalışmaları ve cumhuriyetin kurumları hakkında bilgiler yer alıyor. Komite Başkanı Vyaçeslav Jaçemuk, geri dönüşçüler ve diasporadaki yurttaşlar için gerekli enformasyonu sağlama amacı güttüklerini söyledi. Jaçemuk, ilk etapta Rusça hazılanmş sitenin henüz tamamlanmadığını ve ileride Adıgece, Türkçe, Arapça, İngilizce, Almanca, İbranice yayınlar yapmak istediklerini belirtti.  ÖZ/FT

http://www.ajanskafkas.com/haber,22804,adigeyde_geri_donusculer_icin_web_sitesi.htm

Şununla etiketlendi:, , ,

İbrahim Yağan’a Soruldu : ‘Kabardey-Balkar Cumhuriyetinde Neler Oluyor?’

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 17/10/2009

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde Kabardeyler ile Balkarlar arasındaki toprak kavgası yeniden alevlendi. Geçtiğimiz günlerde Balkarların toplumsal politik hareketi olan “Alan” bir kongre yaptı. Kongrede Kabardey-Balkar’da toprak sorunu konusunda diğer Balkar sivil toplum hareketi “Balkar Yaşlılar Konseyi” ile beraber çalışma kararı aldıklarını deklare ettiler.
Buna karşılık, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti “Xase” hareketi de ulusal Kabardey halk kongresi yapma kararını açıkladı. Tüm bu gelişmeler dikkatlerin tekrar Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’ne çevrilmesine sebep oldu. Kabardeyler ile Balkar arasındaki toprak gerginliğinin nasıl çözüleceğini herkes merak ediyor.
Konuyla ilgili Kafkasevi’ne özel açıklamalarda bulunan Kabardey-Balkar “Xase” hareketinin lideri ve aynı zamanda Abhazya Cumhuriyeti’nin Kabardey-Balkar’daki daimi temsilcisi “Abhazya Kahramanı” ünvanına sahip İbrahim Yağan, ” Önümüzdeki günlerde Kabardey-Balkar cumhuriyetindeki Kabardeyler ile Balkarlar arasındaki toprak sorununu görüşmek için ulusal Kabardey Halk kongresini toplamayı düşünüyoruz. Yoksa topraklarımızın büyük bir kısmını kaybedeceğiz” dedi.
İbrahim Yağan, Kafkasevi’nin Kabardey-Balkar’daki toprak sorunu ve UÇB’nin yapılan son kongresi ile ilgili sorularını cevaplandırdı.
 
***
 
KAFKASEVİ – İbrahim, bu toprak sorununun mahiyeti nedir? 131. Federal Yasanın uygulanmasından bahsediliyor, bu ne anlama geliyor? Konuyu biraz açabilir misin?
 
İBRAHİM YAĞAN – Toprak sorunu şu: eğer Balkarların isteği yerine gelirse -ki bu konuda çok çabalıyorlar, olma ihtimali de yüksek- Kabardey-Balkar Cumhuriyeti topraklarının % 70 ‘i Balkarların olacak . Geri kalan % 30′unda iki Rus rayonunu (bölge) çıkarırsak, geriye Kabardeylere sadece % 20 oranında bir toprak parçası kalacak. Bu şu demek: Dağlık bölgeler, yani meraların tamamamı Balkarların kontrolüne geçecek. Eğer böyle bir şey olursa biz de atlarımızı veya hayvanlarımızı o meralarda otlatmak için Balkarlar kira parası ödemek zorunda kalacağız. Biz bunu kabul edilemez buluyoruz.
 
K.E. – Peki İbrahim, bu konuda Kabardey-Balkar Cumhurbaşkanı Arsen Kanokov’un tavrı nedir?
 
İ.Y. – Kabardey-Balkar Cumhurbaşkanı Arsen Kanokov, Yahudilerle birlikte Elbrus bölgesinde turistik tesisler kurmayı planlıyor. Bundan dolayı da maalesef Balkarların meraları, yani Kabardey-Balkar’ın % 70′ini almalarına göz yumuyor.
 
KE – Peki Kabardey-Balkar “Adige Xase” konuya nasıl yaklaşıyor?
 
İ.Y. – Malumunuz, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti “Adige Xase”sinin kontrolü, Hafitze Muhammed üzerinden FSB’ye geçtiğinden beri Kabardeylerin ulusal sorunlarından ziyade, Kabardeylerin sivil toplum hareketlerini ve diaspora ile olan veya olacak ilişkileri takip ediyor ve bu kesimleri kontrol altında tutmaya çalışıyor. Bu konular onun umurunda bile değil.
 
K.E. – Sözlerin Uluslar arası Çerkes Birliği (UÇB) kongresini hatırlattı. Bu vesileyle soralım, kongre esnasında UÇB Başkanlığı için senin adın da ortalıkta dolaştı. Neler oldu UÇB. 8 Kongresi’nde?
 
İ.Y. - UÇB kongresine biz hazırlanarak gittik. Amacımız benim başkan olmam falan değildi. Ben zaten UÇB delegesi değilim. Malum, UÇB delegelerinin de beni UÇB Başkanlığına aday göstermeleri söz konusu değil. Bunu en iyi bilenlerden birisiyim. Yani, UÇB’nin yapısını, başkanlarının nasıl seçildiğini yılların tecrübesiyle biliyoruz. Biz gençlerle oraya bilinçli bir çıkartma yaptık. Yani UÇB’nin malum zevatı üzerinde bir baskı oluşturalım da meydanın boş olmadığını görsünler istedik. Özellikle de Çerkeslerin ulusal sorunları ile ilgilenen bir Çerkes Gençlik Forumu olduğunu onlara göstermek istedik. Bu amacımıza da ziyadesiyle ulaştığımızı söyleyebilirim.
UÇB kongrelerinin ne kadar anti demokratik, ne kadar Çerkes ulusal sorunlarından uzak, bu konuların bile konuşulmasının yasak olduğu bir paltform olduğunu herkes gördü.
Bir de UÇB’yi kontrol eden malum FSB güçlerinin Çerkes sorunlarının konuşulmasından çok, diasporadakiler de dahil, tüm Çerkesleri bu yapı ile kontrol etmek istediklerinin biraz daha su yüzüne çıkmasını istedik. Kısacası UÇB kongresinin anavatan ayağı “görevini” yapıyor. Efendilerine karşı sorumluluklarını yerine getiriyorlar. Çerkeslerin ümit bağladığı, anavatandakilere göre daha özgür olacaklarını düşündüğümüz diaspora Çerkeslerini temsil eden UÇB delegelerinin durumunun ise daha vahim olduğunu gördük. Onların derdi turitlik gezi yapabilmek. UÇB’ye de bu gözle bakıyorlar. Yiyelim, içelim, gezelim, eğlenelim.. Bütün yaptıkları bu. Olaya yaklaşımları bu kadar bu kadar basit ve sığ maalesef.
8. UÇB Kongresi’nde Türkiye Kafkas Dernekleri Federasyonu Başkanı Cihan Candemir söz aldı ilk olarak ve “Daha önceleri Xaselerin telefonu faksı çalışmazdı” diyerek söze başladı. Güya eski “xase”leri, Valeri Hatjukoların dönemini kastediyor. “Bize parası olan adam lazım. Bunun için de Banka Yönetim Kurulu Başkanı Ajahov Kanşobi UÇB Başkanlığı için en uygun isimdir” diyerek devam etti sözlerine. 
Bu tam bir palavra. Eski dönemlerde Xaseler zor şartlarda, çok önemli görevler ifa ettiler. Tabii ki ekonomik zorluklar çekildi, ama o zor şartlarda bile haftalık gazeteler çıkartıldı, bir çok etkinlikler yapıldı. Yani, Çerkeslerin sorunları için samimi şekilde çalışmalar yapılıyordu. O zamanlar devletin veya malum güçlerin parası Xase’ye giremiyordu. Xase bunu kabul etmediği için, kendini kullandırmadığı için zor kullanarak ele geçirdiler ve devletin kontrolüne aldılar zaten. Ama maalesef hala bunu anlayamayanlar veya anlamak istemeyenler var. Yaptığı konuşmaya bakıldığında Cihan Candemir’in de bunlardan birisi olduğu anlaşılıyor zaten.
 
K.E. – Kanşobi Ajahov için neler söyleyeceksin?
 
İ.Y. – Kanşobi Ajahov’a gelince… Yeni UÇB Başkanının Çerkes ulusal sorunlarıyla hayatının hiçbir döneminde ilgisi olmadı. Bu meselelerle de alakası yoktur zaten. Onu seçenler, ondan kendilerini yedirip içirmesini, kendilerini ağırlamasını bekliyorlar. Doğrusu o da bu işi iyi yapar ve böylece geçinip giderler.
Kanşobi Ajahov bir zamanlar Kokov’un en sadık adamlarından birisiydi. Onun adına Kabardey Kongresi’nde bulunmuş, daha sonra da ayrılmıştı. Yani sadece “truva atı” görevi görmüştü.
Fazla söze gerek yok, Ajahov da böyle birisi işte.
 
K.E. – İbrahim, açıklamaların için teşekkürler. Sana başarılar diliyoruz…
 
İ.Y. – Teşekkür ederim
 
Şununla etiketlendi:, , ,

Adıgey’de rakamlar gülümsüyor

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 17/10/2009

Maykop/Ajans Kafkas – Adıgey hükümeti, ülkenin 2009’un ilk yarısındaki sosyo-ekonomik gelişimiyle ilgili umut vaat eden bir tablo açıkladı.

Başbakan Murat Kumpilov, 2009’un ilk yarısında sanayi üretim endeksinin geçen seneki aynı döneme oranla yüzde 95 büyüdüğünü söyledi. Başbakanın verdiği rakamlara göre, senenin başından itibaren 9 belediyeden 4’ü sanayi üretimini arttırmayı başardı. Adıgeysk şehri sanayi üretimini üçe katlarken, Şovgenovsk bölgesinde büyüme yüzde 123, Krasnogvardeysk bölgesinde yüzde 117, Giaginsk bölgesinde yüzde 110 gerçekleşti. En fazla düşüşü ise yüzde 29’ la Teuçejsk bölgesi ve yüzde 26.7 ile Tahtamukaysk yaşadı.

2009’un ilk yarısında küçük ve orta ölçekli işletmelere yapılan destek iki katına çıktı. Sektöre 53 milyonu cumhuriyet bütçesinden olmak üzere 132 milyon rublelik finansman sağlandı. Yaklaşık 253 küçük ve orta ölçekli işletme kredi desteğinden yararlandı.

Tarım sektöründeki üretim hacmi yüzde 110 büyürken mahsulün piyasa değeri 3 milyar rubleyi buldu. Tarımsal üretimdeki başarıyla Adıgey Rusya Federasyonu’na bağlı bölgelerde ilk sırayı aldı. Adıgey, ilk altı ayda 3.7 milyar ruble yatırımla Kuzey Kafkasya’nın en fazla büyüyen ikinci bölgesi oldu. Devletin finansman desteği ile ülkede 73 kurumun inşa halinde olduğu da belirtildi. Ağustosta işsizlik seviyesi yüzde 3.7’ye, ekim ortasında yüzde 3.3’e düştü. Bütçe geliri ise 5.4 milyar rubleyi buldu. ÖZ/FT

http://www.ajanskafkas.com/haber,22800,adigeyde_rakamlar_gulumsuyor.htm

Şununla etiketlendi:, , ,

Çerkesler Yine Avrupa Parlamentosu’ndaydı

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 13/10/2009

 

Avrupalı Çerkesler Federasyonu’nun geleneksel hale getirdiği, “Avrupa Parlamentosu’nda Çerkes Günü ” etkinliği, bu yıl “Homeland and Diaspora” (Anavatan ve Diaspora) Başlığı altında 5 Ekim’de yine Avrupa Parlamentosu Binasında gerçekleştirildi.

Anavatandan, Türkiye’den, ABD’den ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden katılımlarla gerçekleştirilen etkinlikte bir de panel yapıldı.

Avrupalı Çerkesler Federasyonu Başkanı Admiral Taşdemir’in açış konuşmasıyla başlayan programda Yeşiller Partisinden Ska Keller de bir selamla konuşması yaptı.

İlk oturumda Türkiye’den Dr. Mitat Çelikpala “Türkiye Çerkes Diasporası”, Prof Dr. Sevda Alankuş “Ortadoğu Çerkes Diasporası”, Zeynel Abidin Besleney “Avrupa Çerkes Diasporası” başlıklı birer sunumda bulundular.

Öğle arasından sonraki oturumda Tobias Knoll, Kabardey Balkar Cumhuriyeti İnsan Hakları Derneği Başkanı Valery Hatajukov “Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nde Çerkesler”, Adigey’den Ruslan Açumız “Adigey’de Çerkesler”, Prof. Dr. Erol Taymaz ise “Abhazya’nın Günümüz Dünyasıyla İlişkileri” başlıklı birer konuşma gerçekleştirdi.

Programı değişik ülkelerden gelen Kuzey Kafkasyalıların yanı sıra, Almanya’nın NRW eyaletinde yaşayan İtalyan ve Yunan topluluğu temsilcileri de takip ederek Çerkes dostlarına desteklerini sundular. Yapılan konuşmaları ilgiyle izleyen misafirler, gelecekte de Kuzey Kafkas kökenli dostlarının yanında yer almaktan memnun olacaklarını dile getirdiler.

Misafir grup temsilcilerinden Yunan Georgios Karathanos, Abhazya delegasyonunun programa katılamamasına üzüldüklerini belirterek, getirdikleri hediyeleri kendilerine iletilmek üzere Avrupalı Çerkesler Federasyonu Eşbaşkanı Yasar Aslankaya’ya takdim etti. Bu esnada kısa bir konuşma yapan Karathanos, “Biz NRW eyaletinde yaşayan Yunan topluluğu olarak Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 16. yılını canı gönülden kutluyoruz. Lütfen Abhazya Devlet Başkanı Sayın Sergey Bagapş’a ve dost Abhaz halkına selamlarımızı iletiniz. Bu vesile ile Abhazya’da yaşamakta olan Yunan kökenli kardeşlerimizi de buradan selamlıyoruz” dedikten sonra, sözlerini “Yaşasın Bağımsız Abhazya; Yaşasın halklarımızın dayanışması ve dostluğu” sloganlarıyla tamamladı.

Daha sonra söz alan İtalyan topluluğu temsilcilerinden Mighele Mario de Luca da, “Bugüne değin çeşitli kültürel etkinliklerde birlikte yer aldığımız Kuzey Kafkasya kökenli kardeşlerimiz ve dostlarımızla bugün de birlikte olmaktan çok mutluyuz. Programa katılacağı duyurulan Abhazya delegasyonunun burada bulunamamasına ise gerçekten üzüldük. İtalyan topluluğu olarak Abhazya’nın bağımsızlığının 16. yılını kutluyor, tüm Abhazyalılara içten selamlarımızı iletiyoruz.”

Mighele Mario de Luca ve arkadaşları daha sonra beraberlerinde getirdikleri, “Biz İtalyanlar Her Yerde, Her zaman Abhazya’nın Yanındayız” yazılı pankartı açtılar.

Program fuayede gerçekleştirilen ikili görüşme ve sohbetlerle sona erdi. (KAFKASEVİ

Şununla etiketlendi:, , ,

Biz: Çerkesler , Iskalanan Çerkes Kültürü ve Çözümleri

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 13/10/2009

 

Turkav Mehmet Kamil

Tarih: 10 Kasım 2009 Salı

Bizim insanımız her şeyi çok iyi ve hep kendisi bilir. Bildiği bilmediği çoğu şey için yorum yapar. İyi niyetle bir şeyler yapmaya çalışanların yoluna taş koyar , onu haksız yere eleştirir evet sadece eleştirir. Hem başkalarının bir şeyler yapmasını engeller hem de kendisi hiçbir şey yapmaz , onun işi bellidir: eleştirmek… Biz birbirimizi sadece eleştirmeye devam edelim…

Kendimizi tanımaya devam edelim…

Geçmişte Türkiye’deki siyasi olayların getirisiyle toplumdaki ayrılıkların Çerkesleri de etkilemesi gayet normaldi, o günler çok gerilerde kalmasına rağmen hala derneklerimizi ,toplumumuzu derinden yaralamakta! Bizler siyasi , kişisel meseleler yüzünden birbirimizi yerken yıllardır en önemli şeyi ıskaladık ve en az onun hakkında konuştuk : Çerkes kültürü.

Çerkes kültürü diliyle,müziğiyle,dansıyla,edebiyatıyla harmanlanmalıydı. Sağ-sol , din , parti , federasyon kavgaları vd. unsurlarla değil. Sizce hala onu ıskalamaya devam etmiyor muyuz? Derneklerde bizleri siyaset, din vd. unsurlar değil Çerkeslik birleştirmeli. Diğer topluluklar her alanda güçlendi , çünkü kültürüne sahip çıktı. Bizler çoğunlukla boş şeylerle uğraştık ve sadece konuştuk.

Devlette çok etkin olduğumuza dair bir kanıya sahibiz. Ama bu etkinliği nedense hiç Çerkeslikte göremeyiz. Bir etkinlik yapmak istesek – şenlikler hariç- bir avuç insandan fazlasını toplayamayız. Bizi karalayanlara karşı tek , gür bir ses çıkaramayız. Kendimizi ifade edebileceğimiz ne özel bir kanalımız, Jineps haricinde basında ne bir kalemimiz, sesimizi duyurabileceğimiz ne bir radyomuz var… İş adamlarımız vardır , hep övüneceğimiz zaman sayarız , Çerkes kökenli sanatçılar vardır bahsederiz ama bunları bir araya getirecek ne bir kurumumuz ne de bir politikamız vardır.

Geçmişte uygulanmış ve güzel sonuçlar elde edildiği için bizim kültürümüzün korunması ve Çerkes ruhunun gönüllerdeki heyecanını devam ettirebilmesi için naçizane birkaç önerim olacak:

- Geçmişte ‘halk evleri’ kurulmuştu. Buna benzer bir yapılanmayı uygulayabiliriz. Aslında bu halkevlerini derneklerimiz karşılayabilir ancak derneklerimiz nedense birkaç konunun , dalın dışına çıkamıyor. Bu oluşum içerisinde yer alacak gönüllü derlemeciler, halk bilimcileri olmalıdır. Cumhuriyet dönemi sonrası Türkiye’sine bakılacak olursa halkbilimcilerinin Türk kültürünün tekrar gönüllerde canlanmasında ne kadar etkili olduğu görülecektir.

Çerkeslerin yaşadığı her yerden yapılacak sözlü ve yazılı derlemeler ile bilinmeyen pek çok bilgi gün ışığına çıkacaktır. Bu bilgilerden edebiyatımızın malzemesi oluşacak , yeni müzikler,ezgiler üretilecek.Unutulanlar hatırlanacaktır. Yapılan derlemeler tek bir yerde toplanacak ve bunlar Türkiye’deki Çerkeslerin dillerinden anavatana, diaspora ülkelerine yayılacaktır. Aynı zamanda diğer diaspora ülkelerindeki , anavatandaki bilgiler Türkçeye, Çerkesçeye çevirilerek oradaki gelişmelerde takip edilecektir.

- Amerika’da Çerkes Enstitüsü , Almanya’da Çerkes lobisi kurulmuşken en büyük diaspora ülkesi olan Türkiye’de ne var? İki federasyon ve onun arasında sıkışıp kalan , çok fazla bir şey üretmeyen büyük bir Çerkes nüfusu.Kurumlaşmalıyız ;her alanda araştırma grupları , lobiler oluşturmalıyız. Türkiye’deki gündeme dair bir yorumda bulunduğumuzda bu dikkate alınmalı!

- Çerkes kültürü üzerine kitap çıkaran yazarlar , bilge kişiler dernekler ya da bireysel girişimler sonucu şehirlerde, Çerkes köylerinde konferanslar, bilgilendirme toplantıları düzenlenmeli. Bu sadece İstanbul, Ankara ile sınırlı kalmamalı.

Biraz hayalinizde canlandırınız : Yaz aylarında önceden belirlenecek güzergahlarla Çerkes köyleri gezilerek çeşitli sohbetlerin yapıldığını düşününüz , bu gezilen köylerde yapılacak kayıtlar ve bu gezinin izlenimlerini kaleme alacağınız bir gazeteyi , Çerkes şarkılarının çalındığı ve Türkiye’deki Çerkeslerin istekte bulunacağı kaliteli bir radyoyu, derlemeler sonucunda elde edilecek malzemelerle yazılacak yeni romanları , şiirleri , ezgileri düşünün…Bu çalışmalar kültürümüze renk ve heyecan katacak…

O günleri çok yakın zamanda görebilme temennisiyle..!

   Turkav Mehmet Kamil
cerkez_mkt@hotmail.com

Şununla etiketlendi:, , ,

baksan adige break dans video

Posted in Genel Adige Videolar by arikbasi on 12/10/2009
 

 

Amman’ın kuruluşu için Çerkes coşkusu

Posted in Genel Haberler by arikbasi on 12/10/2009
 
 
Amman/Ajans Kafkas – Ürdün’ün başkenti Amman’ın belediye olarak kuruluşunun 100. yıldönümünde düzenlenen kutlamalara Kuban Dans Topluluğu damgasını vurdu.

Osmanlı döneminde bölgeye gönderilen Çerkeslerin yerleştiği bölgedeki Roma Amfitiyatro’da 10 Ekim’de düzenlenen ‘Amman’ın Hikayesi’ adlı gecede Kuban Dans Topluluğu hareketli danslarıyla büyüledi. FT

http://ajanskafkas.com/haber,22756,ammanin_kurulusu_icin_cerkes_coskusu.htm

Şununla etiketlendi:, , ,